Oğuz Kağan Destanı

Türk mitolojisinin ve bedii kanaat tarihinin önemli kaynaklarından biri olan Oğuz Kağan Destanı, Uygur alfabesi ile XIV. yy. ilk haftalarında yazıya geçirilmiş olup yegane elyazma nüshası Paris Milli Kütüphanesi’nde (Chaifere fondunda, Supplement turc, No: 1001) korunmaktadır. Yazı karakterine, dilüslup bilhassarine göre elyazmanın daha eski bir versiyondan alınma bulunduğu görünmektedir. Eserin bir nevi özet karakterinde olması da bunu göstermektedir. Aslen Mısır Kıpçaklarından olan edDevâdârî’nin Arapça yazmış bulunduğu ufak hacimli “Dürerü’ttîcan” isimli eserinden alınan bilgiye göre Oğuzların bu mübarek kitabı 5. yy.’da Sasani Hükümdarı Anuşirevan’ın öneriyi ile veziri Buzurg Mihir doğrulusunda Farsçaya çevrilmiş, 9. yy’da Abbasi Halifesi Harun erReşid bu eserle ilgilenmiş ve onu Farsçadan Arapçaya çeviri ettirmiştir. Tüm bu yarı tarihi, yarı gerçek bilgiden Oğuz Destanı’nın (Kitabı Dede Korkut Ala Lisani Taifeyi Oğuzan’da Oğuz Destanı içersinde yer almaktaydı) daha erken bir tarihte yazıya alındığı meydana çıkmış olur. Fakat eski yazma nüshalar bulunmadıkça elimizde olan ve Uygur alfabesi ile yazılmış Oğuz Kağan Destanı tüm Oğuzname varyantlarının (İslam’dan evvelceki ve İslamî) ilki olarak kalacaktır.

Oğuz Kağan Destanı’nın elyazması 21 varaktan, 42 sayfadan oluşmuştur. Her sayfa 9 satırdan ibarettir. Elyazmanın son sayfasında iki satır eksiktir. Zamanla aşındığından sayfaların birtakım yerleri okunmaz duruma gelmiştir. 1. sayfasının birinci ve üçüncü satırları arasında mavi renkle boğa resmi çizilmiştir. 5. sayfada “Anun angusu oşbu turur” cümlesinden sonra kuş resmi, 6. sayfadaysa tekrar aynı cümleden sonra dördüncü satırda tek boynuzlu hayvan resmi çekilmiştir.

Oğuz Kağan Destanı’nın dili “j”leşen ve “y”leşen (jaruk~yaruk, janak~yanak vs.) eski OğuzKarluk şivesine daha yakındır. Fakat abide, Uygur muhitinde yazıldığı amacıyla dilinde Uygur Dönemi’nin dil öğelerinı da görebiliriz. İkiüç Farsça kelimeyi öneme almasak eserin dilinde yabancı dillerden alınmış kelimeler yoktur, denilebilir. Oğuz Kağan Destanı’nın dilinde Moğol dilinden ödünç alınmış kelimelere de rastlamak olasıdür. Bu eserde anlam ifade eden 520’ye yakın kelime bulunuyor ki, bunun da büyük çoklığını saf Türkçe kelimeler oluşturmaktadır.

Bu elyazmayı ilk defa W. Radloff 1890’da faksimilenin sekiz sayfası ile birlikte Kutadgu Bilig eserine ek ederek yayınlamıştır.[1] W. Radloff, elyazmanın transkriptini ve Almancaya çevirisini 1891’de bastırmıştır.[2] Oğuz Kağan Destanı’nın Rıza Nur, W. Bang, R. RAhmeti, A. Şherbak, M. Ergin, K. Ömireliyev ve F. Bayat transkripsiyonları da sahip olunantur.[3]

Türk epik ananesinde etnogonik karaktere sahip Oğuzname motifleri vakit ve mekan tarafınden uzun bir yol geçirmiş, ilk olarak Oğuz Yabgu Devleti’nde destan olarak tekrardan şekillenmiş, bir kısım eski destanlarımızda bulunduğu gibi tarihimitolojik yapısını yaşatmıştır. İslamiyet’ten ileri devreye ait olan Oğuznameler tarihi çoğunluklu olup, daha çok Selçukiler, Elhaniler, Akkoyunlular ve Osmanlılar Dönemi’nde yazıya geçirilmiş, Orta Asya’da, Azerbaycan’da ve Anadolu’da yirmiden çok varyantı meydana çıkmıştır. Tarihi Oğuznameler gerçekte bir nevi Uygur alfabesi ile yazılmış ve özet karakterli Oğuz Kağan Destanı’nı tamamlamaktadır. Oğuznamelerin bu kadar geniş bir alanda yaseneması ve çok varyantlı olmasının başlıca nedeni fetih fikrinin, cihan devleti kurmak ülküsünün temelini oluşturmasına bağlıdır. Türk cihan devleti kurmak ideali Oğuz Kağan adına bağlı olup vakitle tarihi ya da mitolojik tiplerin de üstüne kaydırılmıştır. Bu anlamda Oğuz’un tarihi şahsiyetler olan Mete, Cengiz, Buğra Han gibi hükümdarlara benzetilmesi etnik kültürel sistemde tarihimitolojik ecdat tarzınin tekrardan doğması, yani ihyasıdır.

Oğuz Destanı’nı zaten Doğu (Türkistan, Uzak Doğu) ve Batı (Azerbaycan, Ön Asya) varyantlarına ayırmak olasıdür. Yazılı kaynaklarda Oğuz Destanı’nın ilk örneğine Çin Salnamelerinde rastlıyoruz. Çin seneliklarında Hun Hükümdarı Mete (ya da Maotun) üstüne geçirilmiş bu destan motifini İ. Biçurin yorumlamıştır.[4] Batı kaynağı Gerdizinin Zeyn el Ahbar isimli eserinde Tokuzguzlar (Dokuz Oğuzlar) ile alakalı vermiş bulunduğu bilgi[5] ile Biçurin’in yorumunun karşılaştırılması aradan geride bıraktığımız 1100, 1200 senelik vakit içersinde Oğuz Destanı’nda çok az şeyin değiştiği görülmektedir. Demek Oğuz Kağan Destanı bize kadar iki yolla, yazılı kaynaklarda, yani tarihileşmiş şekilde ve sözlü ananede, ozanların repertuarında ulaşmıştır. Ozanların ifade ettikleri Oğuz Destanı her vakit tarih yazarlarına kaynaklık etmiştir. Bunu XVI. yy. Türkmen tarihçisi Salır Baba Gulalıoğlu’nun sözlü geleneğe dayalı Oğuzname eseri yazması da tasdik etmektedir. Ebü’l Gazi Bahadır Han’ın verilen bilgiye göre Türkmen bakşıları XVII. yy.’da. Oğuz Destanı’nı icra etmekteydiler. Fakat elimizde ozanların söyledikleri bu görkemli destandan Uygur alfabesi ile yazılmış çok ufak bir parça kalmıştır.

İslamiyet’e kadarki varyantlarda Oğuz, ecdat; Oğuzların sosyal ve idari yapısını meydana getiren ilk cihan devletinin kurucusu, boylara ad veren Allahoğludur.[6] Bunu onun fonksiyonlarıyla birlikte eski Türklerin astral kültünde önemli yeri olan Ay Kağan’ın oğlu olması da tasdik etmektedir. İslamî varyantlarda Oğuz, Allah’ın velisi, İslam adına harp açmış gazidir. Bu dönüşme, diğer Türk destanlarında da görünmektedir. Satuk Buğra Han, Manas, Almambet, Cengiz, Müslüman geleneğinde birer gazidirler. Tabii ki eski Allahoğlu, kurtarıcı kahramanın yeni uygarlık etrafında gazi, veli, alperen olması çok doğaldır. Kültür farklıliklerinin Türk kanaatinde çok az şeyi değiştirdiği Oğuz Kağan Destanı’nda daha açık görünmektedir.

A. Destandaki Mitolojik Unsurlar

Oğuz Kağan Destanı atlı göçebe şuuruna özgü mitolojik kanaatnin vermiş bulunduğu devletçilik geleneği ve sosyal sistem ile alakalı epik bir belgedir. Eksik, fakat mitoloji ile varlıklı olan bu destanın Oğuz şuurunu yansıtması ayrı bir özelliğidir. Destan baştan sona kadar bu yapıyı korumuştur.

Kahramanın, alpliğin, yenilmezliğin sembolü olarak doğması mitolojik bağlam dahilinde takdim edilmektedir. Bu bağlamda Manas’ın, Cengiz’in doğması da Oğuz Kağan’ın doğması gibi mitolojik anlamlıdır. Yeni doğan çocuğun gözlerinin ala, yüzünün mavi, ağzının kırmızı olması Oğuz’u mübarek aleme bağlar. Bu mübareklığı zahiri görünüş daha da kuvvetlendirir: Oğuz’un beli kurt beline, ayakları boğa ayaklarına, sırtı samur sırtına, göğsü ayı göğsüne benzer. Oğuz’da Türk boylarının mübarek ve ongun bildikleri hayvanların çizgileri vardır. Bu özellik arkaik tipli destanlar (Yakut, Şor, Altay, Hakas, Tuva destanları) amacıyla karakteristiktir. Oğuz’un, diğer taraftan anasının memesini bir kez emip, sonra çiğ et yemesi, şarap içmesi, kırk günden sonra konuşması, yürümesi vs. gibi inanılmaz vasıflar gerçekte tüm ecdat ve kurtarıcı kahramanlar amacıyla karakteristiktir. Oğuz daha başlangıçtan itibaren bu misyonla görevlidir. Oğuz’un bu inanılmaz yönleri şaman olma efsanelerine benzemektedir.[7]

Oğuz Kağan’ın epik biyografisi, tümüyle mitolojik sistem kapsamında verilmiştir. Bu da destanın daha eski çağlarda, destan özelliğinde şekillenmeden evvelce mitolojik öykü olarak ifade edilmesinin bir kanıtıdır. Kahramanlık destanlarında ilk kahramanlık olarak değerlendirilen baş kesip kan dökmek, Dede Korkut Kitabı’nda ad alma ile bağdaştırılmıştır.

Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz’un, Kaotik kuvveti sembolize eden mitolojik tek boynuzu öldürmesi ve ili bu beladan kurtarması kendini kanıt olarak anlaşılır. Oğuz, bu kahramanlıktan sonra cihan devleti kurmak gibi bir iddiaya düşer. Oğuz, ister Uygur varyantında olsun, ister tarihi eserlerde olsun tüm yönleri ile tarihi şahsiyetten daha çok mitolojik karakterlidir. Fakat belirtmek lazım olur ki Oğuz Destanı’nın yazılı varyantlarında birtakım mitolojik amaçlar atılmıştır.

Semantik planda Oğuz, arkaik kahraman tarzınden vakitle tarihi kahraman tarzına geçiş yapmıştır. Yazılı Oğuz destanlarında ve incelemelerde Oğuz’un Mete, Buğra Han, Cengiz vb. ile aynileştirilmesi Türk etnik uygar sisteminde bu kahramanın mitoloji ve tarihi hali ile alakalıdir. Bununla birlikte Oğuz’a dönüşüme uğramış biçimi ile ayrı ayrı edebi türlerde de rastlamak olasıdür. Demek ki Oğuz, bir ecdat, kurucu kahraman olarak Türk kültürünün tüm katmanlarında sahip olunantur. Tüm şunlar Oğuz tarzınin öğrenilmesinde önemli rol oynamaktadır.

Türk kültüründe Oğuz’un bir statüden diğer bir statüye geçmesi (İlk kahramanlığından, devlet kurmaya, devletin ve ordunun yapısını oluşturmağa kadar olan değişmeler) gerçekte yeni statünün eskinin içersinden çıkıp onu aşmasıdır. Doğal olarak her yeni statüde Oğuz, yeni karakteristik bilhassar kazanır. Destan’ın sözlü ve yazılı varyantlarında Oğuz Kağan dünyayı bir bayrak altında birleştirerek Allah misyonunu yerine getiren iki boynuzlu hükümdar tiplerinin ilki olma şerefine nail olur. Hatta Oğuz Kağan bu tarafı ile Sümer hükümdar kahramanı Gılgamış’tan ve Kuranı Kerim’de de adı geride bıraktığımız Zülkarneyn’den daha eskidir. Ebü’l Gazi, Şecereyi Terakime isimli eserinde Oğuz’un Hz. Peygamber’den beş bin sene evvelce yaşamış bulunduğunu söyler ve onun, İranlıların ilk insanı ve ilk hükümdarı ile aynı yaşta bulunduğunu gösterir. Rüstem Paşa, Osmanlı Sülalesinin Tarihi isimli yayınlanmamış eserinde Oğuz ile alakalı şu şekilde der: “Kur’an’da Oğuz Han ‘iki boynuzlu’ adı ile hatırlanır. Bu o Oğuz’dur ki babasını öldürerek hakimiyeti ele geçirmişti. Onun dedeleri Hz. İbrahim’in hak dininde idiler”.[8] Eski kaynaklarda yer alan verilere göre Oğuzlar ya da genel olarak Türkler daha yaratılıştan, tek Allahlı olmuşlardır. İbrahim Pegamber’in hak dini de bu anlamda kabul edilmelidir.

Türk mitolojisinde yer altı dünyasının hakimi Erlik’in ve onun Yakutlarda karşılığı olan Arsaan Duolay’ın boynuzlu tasvir edilmeleri boynuzu güç, hakimiyet sembolü ile birlikte hem de Allahsal işaret hesap etmeğe imkân verir. Sibirya ve Altay’da tespit edilen mezar taşlarında boynuzlu insan resimlerinin çekilmesi[9] boynuz kültünün Sümerlerde bulunduğu kadar Türklerde de süregelen bulunduğunu gösterir. Boynuz çok eski dini inançlarla, bilhassa Ay kültü ile alakalıdir. Diğer taraftan Oğuz’un anasının Ay Kağan olması da eski Ay tanrı inancının Destan’da korunduğunun göstergesidir. Ay Allah kültünün kalıntılarına arkaik destanlarla birlikte Manas gibi classic destanlarda da rastlamaktayız. Boynuz Ay teması Destan’da boğa kültü ile daha da kuvvetlendirilir. Nitekim Oğuz Kağan Destanı’nın elyazma nüshasında birinci sayfada boğa resminin yer alması, Oğuz’un doğarken ayaklarının boğa ayağına benzemesi boğa kültü ile alakalı eski dini inanç kapsamında gerçekleştirilir.

Türk mitolojik sisteminde mavi renkli boğa gölün, kara renkli boğa ise yerin ya da şaman metinlerinde Altay’ın sahibidir.[10] Aynı mitolojik inanç Yakutlarda da vardı. Gölü koruyan ve uu oğusa (ala renkli su öküzü) adlandırılan bu öküz birtakım durumlarda sudan çıkıp yer öküzleri ile harpırdı.[11] Oğuz daha eski mitolojik kanaatde artımı (çoğalmayı) sembolize eden Ay Allah’nın yerdeki simgesi olan boğa ile eşleştirilmiştir. Bu da hem Oğuz Kağan Destanı’nın, hem de diğer destanların (mesela Manas, Yakutların Nuryung Bootur Destanı vs.) uzun bir vakit sürecinde şekillendiğini kanıt eder. Oğuz Destanı’nın mitolojik ve tarihi katmanı bu şekillenme süreci ile yakından alakalıdir. Bu da Oğuz Kağan’ın mit ve efsane şekillerinde çok erken vakitlerdan bu yana sahip olunan bulunduğunu kanıt eden bir kanıtdir. Bu kanıtlerden biri de Oğuz’un, diğer mitolojik sistemlerde baş Allah’ya atfedilen yaratmak fonksiyonunu üstlenmesidir. Bu yaratıcılık fonksiyonu, evlenme motifi kapsamında, destanın yapısına ideal olarak epik eleman olarak takdim edilir. Klasik destan metinlerinde evlenme, kahramanlık epizodunun (kahramanın fiziki kuvvetinü ve aklını sınamak amacıyla oluşturulan zor imtihanlar) doğmasına sebep olan başlıca motiftir. Arkaik destanlarda evlenme mübarek karakter taşısa da (Örneğin, Ak Toyçı ve Altay Buçay Destanlarının kahramanları gökten inmiş şamanın ya da Göğün, Güneşin ve Ayın kızları ile evlenirler.)[12] epik çerçeve dahilindedir. Oğuz Destanı’nda ise evlenme epik sahanın dışına çıkmıştır. Bu, gök ve yer kızları ile evlenmeden göksel mitolojinin elemanları da dahil olmak üzere Kozmos’un Modeli oluşturulur. Oğuz Kağan, kahraman olarak, bu evlenmede sağ ve sol, bozok ve üçok bölgüsü ile yirmi dört boylu ve sfakatlı Oğuz ilinin ve devletinin kurucusu foksiyonunu da üstlenmiştir. Destan’da dünya ve cemiyet modeli birleşerek Oğuz Kağan’ın evlenme aktinde sembolleşmiştir. Mitolojik akit olan makrokozmosun (Gün, Ay, Yıldız) ve mikrokozmosun (Gök, Dağ, Deniz) oluşması epik anlatımda ayrı bir özellik kazanır ve kozmogonik mit, etnogonik mitin içersinde takdim edilir.

Oğuz boylarının mitolojik karakterdeki bu ecdadı bir fonksiyonu ile de destan kahramanından daha çok mitolojik kahramanı hatırlatır. Oğuz, Türk tarihinde büyük rol oynamış soyların isimlerini vermekle onları tarih sahnesine çıkarır. Esasında Oğuz Kağan Destanı’nda etnogonik mit edebî anlatıma tâbi tutulmuş, soylara ad verme belli olaylara bağlanmıştır. Fakat ad verme soyu oluşturma ile eşit çoğunlukludır. Hem destan hem de salname varyantlarında Oğuz, kahraman vazifesini yerine getirerek Uygurlara, Kalaçlara, Kıpçaklara, Ağaçerilere, Karluklara, Kanglılara ad vermekle isimleri zikredilen boyların temelini koymuş olur. Mitolojik inançta Oğuz Kağan, yalnız Türk soylarının isimlerini değil, aynı vakitte Slavların da adını vermiş olur. Destan’da Saklab adı buna işaret etmektedir.

Bu amaçladir ki yalnızca Oğuz, Allah elçisi olan gökyüzüvi Bozkurt’la konuşur, onun kılavuzluğunda hareket eder. Fakat Oğuz Kağan’a yol gösteren ve Türk mitolojik sisteminde türeyiş efsanelerinin başında gelen Bozkurt’a Oğuzname’nin yirmiden çok İslami varyantında rastlamak olası değildir. Oğuz Destanı’nda ecdat, Allah yurdunu koruyan, gökte yaşam sürdüren kurttan değil, yalnızca Oğuz’a yol gösteren, kılavuzluk eden mübarek hayvandan söz edilmektedir. Oğuz’un dünyanın dört köşesine hükmetmek misyonuna Bozkurt’un yol göstermekle katılımı daha eski varyantta onun kurtarıcı olması kanaatini de doğurur. Şaman dünya görüşünde kurdun geniş biçimde yer alması (şamanın kurda dönüşmesi, giyiminde ve davulunda kurt resmi vs. bulunması)[13] ilk çağlarda kurdun kurtarıcı bulunduğu konusu ile alakalı bilgi verir. Bozkurt’un gök ışığının içersinde sabah erken Oğuz Kağan’ın çadırına inmesi ve onu sefere kaldırması, ışığın Allah işareti bulunduğunu kanıtlar. Hunlar da gök ışığın içersinde inen kurda büyük ihtiram gösterir, onu kurtarıcıları olarak bilirlerdi.[14] Kıpçaklar arasında da kurt kurtarıcıdır. Rus salnamelerinde Kıpçak hükümdarı Bonyak’ın gecenin bir yarısı ordugahtan uzaklaşıp kurt gibi uluması, kurdun da ona uluma ile ses vermesi kayıtlıdır.[15] Diğer taraftan kurdu yalnız Oğuz’un görmesi (Kıpçaklarda da yalnız Bonyak onunla “konuşabilir”.) kurtla Oğuz arasında bir bağlantının bulunduğuna işarettir. Fakat vakitle kurdun birtakım fonksiyonlarının Oğuz’un üstüne geçirildiğini de görürüz. Oğuz Kağan Destanı’ndan anlaşıldığına göre Oğuz’un cihan devletini kurmasından sonra, kurt aradan çekilir.

Eski Türkler yalnızca efsanevi kahramanlarını ya da hükümdarlarını değil, aynı vakitte askerlerini de kurtarıcı ve yol gösterici kurda benzetiyorlardı. Bu ise Türk ordusunun kurtarıcılık misyonu ile alakalıdir. OrhonYenisey Yazıtları’nda “Kanım Kağan süsi böri tek” (Kağanımın ordusu kurt gibidir) cümlesi de bunu tasdik etmektedir. Oğuz Kağan da Bozkurdu harp uranı ilan etmekle (Kök böri bolsunkıl uranBozkurt bizim harp uranımız olsun) bu eski uygar akti gerçekleştirmiş olur. Doğal olarak kurt gibi harpan, kurdu harp uranı bilen bir ulusin kahramanları da kurda benzetilir ya da kurt başlı tasavvur edilirdi. Avrupalıların Atilla’yı kurt başlı (birtakım varyantlarda köpek başlı) olarak tasavvur etmeleri onların da Türk kültürünü iyi bildiklerini kanıtlar durumdadır. Nitekim her fırsatta Türkleri karalamaya çalışan İran şairi Firdevsi de Şehname’de Türklerin yaşadığı yerleri “keşvare gorgsar” (kurtlar meskeni)[16] diye adlandırmaktan kendini alamaz.

Oğuz Destanı’nın mitolojik bünyesinde Oğuz’un yüzünün (Oşul oğulnung önlügü çırağı kök erdi), ışığın (Köktün bir kök yaruk tüşti) ve kurdun renginin (Kök tülüklüg, kök jalluğ), kızın gözlerinin (Anung közü köktün kökrek erdi) mavi olması şunların menşeini göğe bağlar ve mübareklık atfeder. Destandaki bu ifade renkle alakalı değil, Allahoğlu, kahraman Oğuz, Allah sendromu olan ışık, Allah elçisi olan Bozkurt, YerSu koruyucusunun kızı gölün ve çayların koruyucusu olan boğayla alakalıdir. Bu tasvirler, süsleyici değil, değerlendirici bir anlam taşırlar.[17] Bu renk sembolü Yakutların ve Altayların arkaik destanlarında, Manas gibi classic destanda aynı anlamsı taşımaktadır. Şunu da bilhassa kaydetmek lazım olur ki Türk mitolojik sisteminde mübarek anlamlı birkaç renk vardır. Bu bağlamda ak, boz, mavi, ala renklerine hangi yönden bakılırsa bakılsın arşetip mübareklıkla, diğer bir söyleyişle Gök Allah inancı ile alakalıdir. Hem de modern Türk şivelerinde bu renkler birbirine çok yakın, birtakım durumlarda de birbirinin aynı olan renklerdir. Örneğin mavi sözcüğü şivelerin çoğunda boz, bozumtul, kır, ala anlamlarını içermektedir.[18]

Oğuz’un tüm seferleri süresince yanısıra olan ak saçlı koca tarzı salname varyantlarında vezire dönüşmüştür. Bu vezir tiplerinde birtakım arkaik açıklanan kalsa da, şamanlık ve eski beylik kurumunun tüm öğeleri Oğuz Kağan Destanı’ndaki Ulu Türk karakterinde saklanmıştır. Ulu Türk yalnızca Oğuz’un danışmanı değil, kabilenin bilgini, ilk şamanı, ecdat kültünün taşıyıcısıdır.

O, birtakım tarafları ile diğer bir Oğuzname kahramanı Dede Korkut’a benzemektedir, fakat ondan daha arkaiktir ve hem de ismi ve cismi ile Türk bilgeliğinin sembolüdür. Ulu Türk’ün tarihi varyantı Irkıl Hoca’dır ki Oğuz boylarının ongununu, oturma yerlerini, mevkilerini, et paylarını ve damgalarını belirler. Türk mitolojisinde ilk insanın ya da ilk yaratıkların aynı vakitte ilk tesisçi oldukları da bilinmektedir. Örneğin Altaylılarda ilk yaratık olan Erlik aynı vakitte ilk şamandır.[19] Göktürklerin ecdadı Aşina da ilk şamandır.[20] Hatta bir kısım adlarda eski hükümdarkahin fonksiyonu kalmıştır. Örneğin Dede Korkut Kitabı’nda Kam Gan oğlu unvanı, Avrupa Hunlarında Atakam, Eşkam adları vs. gibi.

Ulu Türk rüyada Oğuz ilinin yapısını, sosyalsiyasi ve idari sisteminin yapılma işaretlerini görür. Şamanların rüya ile uyanıklık arasında gelecekten haber vermeleri bu rüya motifine çok benzemektedir. Bu bağlamda Ulu Türk ilk şaman olma vasfını taşımaktadır. Bu fikri kuvvetlendirecek bir kanıt de Ulu Türkün adının şaman dualarında diğer koruyucu ruhlarla bir arada zikredilmesidir.

Uygur şamanlarının “Uzğanmas Uluğ Türk” diye seslendikleri bu koruyucu ruh, dünyayı yönetim eden hakim olarak övülür.[21] Aynı şekilde destanın tarihi varyantlarında adı geride bıraktığımız Irkıl (Arkıl, Cırkıl varyantlarında da sahip olunantur) Hoca, bir kısım işaretlere bakılırsa şaman inanç sisteminden çıkmadır. Nitekim Yakut şamanlarına göre ilk şamanın adı An Arkıl Oyun’dur. Bu şaman ölüleri diriltir, körlerin gözlerini açar.[22]

Esasında İrkıl, Arkıl adının etimolojisi de eski Türkçede fal anlamsında sarfedilen ırk sözcüğündendir. Hatta Türkistan şamanlarının ulusal adı falbindir. Bu da fala bakmanın şamanlıkta önemli bir yere sahip bulunduğunun bir kanıtıdır. Manas Destanı’nda kahramanın en yakın muavini ve akıl danışmanı Kara Tölek’tir.

Bu kelime de şaman anlamsındadır. Ulu Türkün destanda unvanı Tüşimel’dir, ki rüya yoran, gelecekten haber veren anlamsındadır. Bu kelimelerin şaman kompleksine girmesi olsılığı büyüktür. Bazı bilim adamlarının, Tüşimel sözü vezir anlamsında kullanılmıştır, fikri doğru değildir.[23]

Tarihi faktörler de Türk kağanının yanısıra şamanın, yadacının (yağmur yağdırma fonksiyonu olan şaman) bulunduğunu tasdik etmektedir. Kağanın baş danışmanı olan bu ulu bireylerin görevleri gerçekte manevi kudreti korumaktır. Dede Korkut Oğuznamelerinde bu fonksiyonu Korkut Ata yerine getirir. Ulu Türk’ün Oğuz devlet sistemini, cihan hakimiyeti ideolojisini altın yay ve gümüş oklar aracılığı ile sembolleştirmesi de eski Türk geleneğinin ayrılmaz kısmıdır.

B. Oğuz Destanı’nda Devlet Fikri

Oğuz Destanı (anonim ve yazılı ananede) Türk boylarının (başta Oguzlar olmakla Kanglı, Uygur, Karluk, Kalaç, AğaçEri) birleşip cihan devleti kurmak amacıyla yapmış oldukları mücadelenin ürünüdür. Oğuzların ecdatları, Oğuz kültürü, Oğuz devletçiliği ile alakalı olan bu Destan Türk cihan devleti ülküsünün bedii metin kapsamında takdimidir. Genel olarak Oğuz destanlarında alttaki fütuhat ülkülerini görebiliriz:

İskitlerin M.Ö. VII. yy.’da Karadeniz kısenearında devlet kurmalarıdır. Firdevsi Şehnamesi’nde tasvir edilen Afrasiyab’ın akınları ve onun Derbent’ten, Mugan’dan geçip İranı ve Damavendi almasıdır.
Mete sürenindaki Hun akınları. Hunların İtil çayını geçip Karadeniz sahillerine çıkmaları ve Bizanslılarla karşılaşmalarıdır.
Batı Hunlarının Avrupa’yı istilasıdır.
Göktürk istilası. Göktürklerin Moğolistan bozkırlarından Balkanlar’a kadar yasenemaları ve Kafkas’ın tekrardan Türklerin eline geçmesidir.
Tüm bu cihan devletleri ile birlikte Oğuzname metinlerinde Kıpçak Devri, MoğolTürk istilaları da gözükmektedir. Oğuz Kağan Destanı’nda mitolojik ve tarihi kavimlerin, mitolojik ve tarihi nitelikli yer isimlerinin geçmesi, Türklere mahsus olan cihan devletinin yapısı ile alakalı bilgi verir. Destanda Baraka (Mısır kastedilmiştir, hükümdarının adının de Masar olması bunu kuvvetlendirmektedir.), Sındu (Hindistan, Seylon), Tanğut (Tibet), Urum (Bizans), Cürcüt (Mancuriya ya da Çin sülalesi kasdedilmiştir), Şağam (Suriye, Şam) gibi ülkeleri almak, dünyayı Asya ve Afrika’dan ibaret bulunduğunu bilmek anlamsına gelir. Tarihi Oğuznamelerde bu coğrafi bilgi daha da somutlaşmıştır.

Destan metni özelliğini taşıyan Oğuznamelerde Türk devlet geleneğinin ve ideolojisinin birkaç tarzı görünmektedir. Oğuz Destanı’nın tüm varyantlarında harpçı demokratik tipli devlet El/İl olarak adlanır ve El kurmak, Allah borcunu yerine getirmek kalitesi kazanır. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz’un El kurmak zihniyeti dünyanın dört bölümünü tutmak biçimindedir. Oğuz Kağan bununla alakalı vermiş bulunduğu Toyda, “Dünyanın dört tarafıne da kağan olmam gerek”, der. Bu işi yerine getirdikten sonra, Destanın sonucunda Oğuz Kağan’ın ikinci kez verilen Toyda, “Gök Allahya ben borcumu ödedim”, demesi, El kurmanın yalnızca istek, istek olmayıp Türklerin evvelce Allah, sonra ulus karşısında mübarek görevleridir. Kaynakların da şahitlik verilen gibi Türk şuurunda devlet, ata babalardan bize kalmış emanet olarak, devlet kurmak ise Allah emri olarak karakterize edilir. Bu kanaat devletin mübareklığı zihniyeti ile birbirini tümler. O durumda devlet destanlarında Alp Er Tonga’nın, Oğuz Kağan’ın, Cengiz’in, Manas’ın, Timur’un devletin idari sistemini kurmak yolunda verdikleri çabaların maksadı anlaşılmış olur. Bu husus, destani hüviyet taşıyan OrhunYenisey Yazıtlarında daha açık ve duygusal bir şekilde meydana konulmuştur.

Klasik Türk devlet destanlarının, bilhassa Oğuzname olarak adlandırılan destanların devlet ve devlet felsefesi ile alakalı vermiş bulunduğu bulgular tarihi kaynakların, etnografik belgelerin verilen malumatlardan daha az değer taşımaz.[24] Bunun tek nedeni, sözlü gelenekten XIII. ve XVI. yüzseneda yazıya geçirilen Oğuz Kağan, Kitabı Dede Korkut Destanlarının ve aynı vakitte adedi 20’den çok olan salnamelerin devlet destanı[25] biçiminde oluşmasıdır. Aynı şekilde Manas, Alpamış ve Maaday Kara Destanlarında da devlet fikri dikkat çekici şekilde görülmektedir.

Devletin idari sistemini kurmak fikri, planlı şekilde kültür ürünlerinin hepsindedestanlarda, tarihi rivayetlerde, mezar taşı yazıtlarında, hükümdar şecerelerinde yer almıştır. Bu amaçla de Türk etnik kültüründe devlet, halkı koruyan, temsil eden anlayıştır, zira devletin kurulması ulusin yüksek civarda teşkilatlanması devresine denk düşer. Milletin parasal ve manevi varlığı, kimliği devlet yaşadığı prosese sahip olunantur. Bu probleme genel yaklaşınca şu şekilde bir sonuca varılabilir: Türk etnikkültürel sisteminde devlet zihniyeti ve felsefesi diğer uluslerin bu tip görüşlerinden farklılik göstermektedir. Başka kavimlerde, bilhassa de yerleşik Avrupa ve Doğu halklarında devlet classic tanımıyla bir zümrenin, içtimai sınıfın diğer bir zümre, sınıf üstünde egemenliğidir. Türklerde devletin idari sistemi sosyal tabakanın tüm katlarının çıkarını temsil eden, nizamı sağlayan, adalet simgesi bir devlet tarzıdir. “El” terimi gerçek anlamsında ufak ve büyük ülkeleri amacıylae alan devlet anlamsında kullanmıştır. Oğuz Kağan Destanı’nda bu inzibati arazi seksiyonuna Urum, Baraka, Urus, Tangut, Şağam (bu coğrafi adlar reel olmayıp destan mekanında sahip olunantur) dahildir.

Aynı şekilde Türklerin devlet kurmaları, idari bölünüşleri, devlet ideolojileri diğer uluslerin bu tip anlayışlarına çok az ya da hiç benzememektedir. Devlet kurmak felsefesini yansıtan ve devletçilik mesajını veren yerleşik halkların destanları ile atlı göçebe Türklerin destanlarının kıyaslanması bunu net şekilde meydana koymaktadır. Türk devlet destanlarında devletçiliğin vasfedilmesi, fütuhat ideolojisi, güce, kuvvete bağlı kahraman tarzı alpın, alperenin övülmesi, yalnız Türk şuurundaki kalıplaşmış devlet zihniyeti ile alakalıdir. Oğuz Kağan Destanı’ndaki devlet kanaati M. Kaşgarlı’nın Divanü Lugatit Türk isimli eserinde: “Allah devlet güneşini Türklerin burcunda yarattı. Feleği de onların mülküne ideal biçimde devir ettiriyor. Onları Türk adlandırdı, dünyaya hakim kıldı, onları sürenin hakimleri olarak yüceltti. Zaman ehlinin yaşlı yularını onların eline teslim etti”,[26] demesi biçiminde tanımlanır. Bu ise Türk şuurunda özel kaliteye ve yapıya dayalı devlet felsefesinin oluştuğuna dair bilgi verir. Tabii ki, El sistemi her ne kadar yabancı etnosların gözünde işgalcilik gibi görünse de Türk şuurunda, şeref, azamet, yücelik ve kendini tasdiktir.

Devletin temelinde aile yapısı ve dini kanaatlerin durduğu dolaylı olsa da bilinmektedir. Uygur harfleri ile yazılmış Oğuz Destanı’nda Gök Allah dini inancı (Metinde Oğuz’un Gök Allah’ya yalvarması, dünyanın dört tarafıne Allah buyruğu ile hakim olması ve Gök Allah’ya borcunu ödemesi vs. geçmektedir.) yazılı varyantlarda ise İslamî inanç (Oğuz’un İslam’ı yaymak amacıyla harpması, İslam’ı kabul edenleri arkadaş bilmesi, kabul etmeyenlere düşman olması vs.) söz konusudur. İşte bu birbirini tamamlayan dini sistem devlet kurmanın aile yapısı kadar önemli bulunduğunu kanıtlar. Oğuz Destanı’nın büyüklüğü Türklüğe, devletçiliğe davetiye ruhunda olmasındadır. Bu bağlamda o bir devlet destanı, devletçilik ülküsüdür. İşte bu bilinçle XV-XVI. yy. Türk hükümdarlarının soy köklerini Oğuz Han’a bağlamak kanaati meydana çıktı. Reşidüddin’de İlhanilerin, Yazıcıoğlu Ali’de Osmanlıların, Ebu Bekir Tehrani’de Akkoyunluların, Manas Destanı’nda Manas’ın, Cengiznamelerde Cengiz’in Oğuz’a bağlanması bu ideolojik harekatın neticesinde meydana çıkmıştı. Cihan hakimiyeti kurmak isteyen Türk hükümdarlarının Oğuz Han’ı numune alması, sözlü gelenekte Oğuzculuğun cihan hakimiyeti ikonuna dönüştüğünü kanıtlar. Destanda “Kün tuğ bolgıl, kök kurıkan” (Güneş bayrağımız olsun, Kök kubbesi çadırımız) ifadesinden[27] de anlaşıldığına göre mavi gökyüzü altındaki tüm topraklar üstünde kurulacak bir devletten söz açılır. Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar hükümranlık etmek ideolojisi ki Oğuz Kağan Destanı’nda yay sembolü ile bildirilmiştir yabancı halkların kültüründe “Yay çekebilenlerin toprak damlarda yaşam sürdürenlar üstünde hükümranlığıdır”.[28]

El sisteminde devletin tüm meşru yaptırımlarını onaylayan, devlete ve hükümdara nezaret fonksiyonunu üstleyen kengeş isimli bir kurum (yüce milli meclis fonksiyonunu üstüne alan) sahip olunantur. Töreye, yasaya bağlı olup nezaret, maslahat, meşveret amacıyla toplanan ve devletten maaş almayan kengeş (Azerbaycan Türkçesinde geneşmek biçiminde şimdi de ağızlarda kullanılmaktadır. Kelime Türkmencede keneş biçimindedir) farklı adlar altında tarih süresince tüm Türk devletlerinde sahip olunan olmuştur. Kengeşin son biçimi Oğuz Abidelerinde, Kırgızların siyasi birlik devrinin olaylarını yansıtan Manas Destanı’nda, Kıpçak, Başkurt, Kazak, Kırgız varyantlarında sahip olunan olan Cengiznamelerde korunmuştur.

Kengeş, Oğuz destanlarında Toy biçiminde ve Toy terimiyle gerçekleşir. Toy, kaynakların da belirttiği gibi, demokratik devletin umum kabile, umum devlet kengeşidir. Oğuz Kağan’ın Toyu bu anlamda kabile aksakallılarının kengeşinden daha çok fonksiyona sahiptir. Oğuz Kağan’ın verilen Toyda yalnız beyler değil, tüm halk (destanda denildiği gibi Elgün) iştirak eder. Toyda idari, inzibati, devletçilik problemleriyle birlikte yemeiçme bulunduğundan, o aynı vakitte şölen fonksiyonunu (tepe gibi et yığılır, göl gibi kımız sağılır, attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kırılır, bin yerde ipek halı döşenir, ağban evler kara toprak üstünde kurulur) yerine getirir. Toyda tüm halkın bulunması ve verilen yiyecekler devletin iktisadi politikasını gerçekleştirir. Aynı şekilde Manas Destanı’nda da Toy çift yapıya (harbi, siyasi meseleleri çözerler ve yiyipiçip eğlenirler) sahiptir.

Toy biçiminde gerçekleşen kengeşin M.Ö. Hun Devleti’nde sahip olunan bulunduğu Çin kaynaklarının Hunlar ile alakalı verilen bilgiyle de tasdik edilir. Umum halk kengeşi fonksiyonunu yerine getiren Toy sözcüğü Moğol cihan devletinden sonra Kurultay terimiyle yer değiştirdi. Böylece Toyun siyasi anlamsı Kurultayın üstüne geçti.[29] Fakat Kurultay, Toyun eğlence, ziyafet fonksiyonunu üstlenmedi.

Türk devletçilik geleneginde devletin iki kısma bölünmesinin ilk biçimine Oğuznamelerde rastlarız. Bu bölgü Oğuz Kağan Destanı’nda BozokÜçok, Dede Korkut Kitabı’nda İç OğuzTaş Oğuz biçimindedir. Hun, Göktürk, Uygur, hem de Karahanlı ve Çağatay Devletlerinde de sağsol ya da doğubatı bölgülü idari sistemin sahip olunanluğu eski geleneğin korunmasıdır. Sağ ve sol kol biçiminde belirti edilen çift sistem, Osmanlı Devleti’nin hem askeri, hem de mülkî teşkilâtında uygulanmıştır.[30] Oğuz Destanı’nda cihan devletinin yapısı bedii şekilde yayokla belirtilmektedir. Destanın sonuna doğru gerilmiş altın yayın gün doğuşundan gün batışına kadar uzanması, tüm dünyayı kaplaması, gümüş okların Batıya uçması simgesel olarak Oğuzların tüm dünyayı hakimiyetleri altına aldıklarının ifadesidir. Diğer taraftan yayok hakimiyet sendromudir. Oğuz Devleti’nde merkezi hakimiyetin yayla, uçların okla eşitleştirilmesi tarihi gerçekliğe çok yakındır. Göktürkler ile alakalı geniş malumat veren Çin kaynaklarında göründüğü gibi kağanlığın idari sistemi oklu sistem olarak adlandırılır ve merkeze tâbi olan sol kanada on ok denilir.[31]

Orhun Kitabelerinde “on ok budun”, “on ok Eli” ifadeleri eşit anlamlı ifadeler olarak kullanılmıştır. Bu ifade on oklu, yani on kabileden oluşmuş harp sistemi ile alakalı bilgi veriyor. Bu sistemin en son ve ilerlemiş biçimi Oğuz Yabgu Devleti’nde olmuştur. Bunun etkisiyle Türklerden yalnız Oğuzlar tuğralarına yay ok resmi çiziyorlardı.[32] Kaynaklarda oklu devlet cihan devleti, oksuz devlet imparatorluk halina gelmeyen devlet anlamsını taşır.[33] Buraya Toğrul Bey’in, 1038’de Nişapur’a girerken kolunda gerilmiş yay, belinde de üç ok bulunduğunu[34] ek etmiş olursak yayın ve okların mübarek devlet zihniyeti ile direkt olarak bağlantılı bulunduğu meydana çıkar.

C. Sonuç

Oğuz Kağan Destanı her tarafı ile millibedii kaynak özelliğini taşıyabilen epik bir abidedir. Onun mitolojik yapısı tarihi Oğuznamelerde vakitle aşınmasına karşın eski sistemini koruyabilmiştir. Hem Uygur varyantı olarak nitelenen Oğuz Kağan Destanı’nda, hem de yazılı Oğuznamelerde tasvir edilen devlet, atlı göçebe kültürüne dayalı devlettir. Oğuz Kağan’da bu devletin yalnızca ilkel classic biçimi, bedii tecessümünü bulmuştur. Yazılı kaynaklarda bu tür değildir. Bu kaynaklardaki devlet göçebelikten yerleşikliğe, Allahcılıktan İslam’a geride bıraktığımız devlet tarzıdir. Oğuz Kağan Destanı’nda fütuhat yapan, cihan devleti mefkuresini yaşatan kahraman tarzı alptır.

Oğuz Kağan Destanı, Türk tarihinin ve kültürünün çok eski çağlarından bugününe kadar ışık tutan, kanaat sistemimizi ve yaşamımızı, mücadelemizi, ideallerimizi kUşaklara açıklayan ölmez bir eser, tarihi özelliğe sahip bulunduğu kadar bedii, mitolojik bulunduğu kadar da gerçek bir abidedir.

Bir yorum yaz