Lazlar Karadenizli Değil

Bu cümleyi ilk okuyan yâda duyan bilhassa bir Balıkesirli bir Manisalı bir Trakyalı bir Ispartalı bir Muğlalı bir Çanakkaleli insanın diyeceği şudur: Hadi canım sen de! Hadi yaa, sen kimi kandırıyorsun!.. (Yani mealen: Siz Laz’sınız, bunu bana yutturamazsınız!) Belki bir şey söylemeyecek gülecek..ama bu gülmenin yanıt verenle aynı anlamda bir düşüncei taşıdığını muhatabınızı sıkıştırınca görecek-şaşıracaksınız!

Ankara’dan batısı ve dahi ülkenin yarı insanı tüm Karadenizlilerin Laz bulunduğunu düşünür. Karadenizli olmak Laz olmaktır, esmer olmanız mühim değildir-güneşte yanmışsınızdır, uzun ve eğri bir burnunuzun olmaması mühim değildir, siz gerçek burnunuzu belli olmasın diye düz bir maske burnun içersinde sıkıştırırarak saklamışsınızdır esasen..Hele ki renkli yada masmavi gözleriniz sapsarı saçlarınız varsa davayı baştan kaybettiniz, allameyi kül cihan olsanız anlatamazsınız; siz Laz’sınız ve hadise bitmiştir!

Maalesef Türkiye toplumu olarak okumayan-tetkikyan-ilim (bilgi) sahibi olmadan düşünce sahibi olan insanlar bulunduğumuzdan genel düşünce bu türdir: Adam Karadeniz bölgesi neresi, nereden başlar, kültürü hep aynı mıdır, nedir bilmez, bir kere Ordu’yu, Trabzon’u görmemiştir ama peşin hüküm sahibidir: Tüm Karadenizliler Laz’dır! İster Ordulu, Samsunlu, Giresunlu hem de Sinoplu, Zonguldaklı bile olsa kurtuluşu yoktur Laz’dır!

Oysa gerçekler öyle midir, bir bakalım: Evvela şunu söylemek lazım, Karadeniz bölgesi ile ilgili konuşulacak en zor bölgedir. Hele Doğu Karadenizi çözüme ulaştırmak başlı başına bir iştir. Karadeniz bir defa en az üç kısımdır ki bu üç kısım gerçekte başlı başına ayrı bir bölgedir. Yani Batı Karadeniz ayrı bir bölge, Orta Karadeniz ayrı bir bölge, Doğu Karadeniz ise çok değişik bir bölgedir. Tüm bu üç alanın ama bana göre üç ayrı bölgenin ortak yönleri: Sahillerinin Karadeniz olması, nemli-yağışlı iklim, birtakım ortak konuşmalar ve tarım ürünlerinden kaynaklanan birtakım orta yemek kültürüdür.(Lahana, mısır ve hamsi yemekleri gibi) Bunun dışında fazlası hal değişikdır.

Öyle zannedilir, evet ikisi de Karadenizlidir, amma bir Trabzonlu ile bir Sinoplunun kültür arasındaki fark Edirneli ile Mersinli arasındaki fark kadar geniştir. Amma gel de sen bunu bir Çanakkaleliye anlat! Örneğin, Karadeniz öyle geniş ve birbirinden değişik ulusal kültürleri içersinde barındırır ki, ulusal lehçeler-konuşma ağızları bile değişikdır. Mademki Sinop ve Trabzon dedik, tekrar oradan numune: Trabzonlunun şivesi kendi içersinde iki kısım olsa da diyelim ki ortalama konuşmadan numune verelim: Bu iş olmayı, Dursun emice gelmayı, Ne teysun la, Tevlet (Devlet) babadan Tanrı razi olsun, Diren (Tren) le kideceğum, Ula babamdan paa habu tuzluk (düzlük) kaldi … Bakınız ülke çapında Trabzon konuşması bile hatalı bilinir, Rize şivesi ile karıştırılır. Trabzonlu D harfini T, T harfini ise D diye telaffuz eder. Amma bizim Egelinin, Marmaralının hepsine aniden Laz deyip aynı zannettiği Sinop’lu ise ‘’ Ne disen, bu akşam gelimisen, bizim amcaya gidimisen, işi kabul etmimisen..’’ şeklinde konuşur.Yine aynı Laz zannedilen bir Ordulunun iki biçimde konuşması bulunmaktadır. Ünye ve Fatsa sahili ince sesli ile konuşur (Çarşamba-Terme yöresinden etkilenmiştir) : Ne oli la, arabayı kavur (itekle), Ne din la sen, Adam gaçmış bilmin mi, görmin mi? Döller napi Diye konuşurken Ordu’nun %70’i ise;(bilhassa yukarıyaya doğru çıktıkça bu şive sert sesli fazlasınluklu olarak sertleşir) Napıyusuz la, Alıyan mı la arabaan, Böce geliyalar mı, geliyumusuz, Ni yapıyan la gardaşlık, Yarın aşam da çalıyalarmış, Gaç uşaan var (Kaç çocuğun var) gibi konuşur.Yine Giresun Doğu Karadeniz olmasına rağmen Orduya yakındır: Espiya’dan Girasun’a cücüü saddukta parasını gönderdük, az evvelcesinde hennük yaamaya başladı, ala inekde yaylımdan geldi, bas bas bağırii, der. Samsun kendi içersinde üç ayrı şive sahibidir, Doğusunda Çarşamba ağzı konuşulurken, (örneğin Na gidin la dölüm=Nereye gidiyorsun çocuğum) iç kesiminde AmAsya ağzı konuşulur: Çağlar(Çocuklar) geliyanız mı la, Şuna bak hele la gölbezleri götmüş (Köpek yavrularını getirmiş), Şavgı (Şevki) emmi ne vakit gidiyanız? Öyle iş olmayı, kesüyü bekit, dün kafam fenikti, şöle bi kazınalım (dertleşelim)

Gördünüz mü, bakınız dışarıdan Laz zannedilen Karadeniz de bir Batı Karadenizli (Sinoplu) bir Orta Karadenizli (Ordu) bir Doğu Karadenizli (Trabzon) şivesi bile birbirini hiç tutmuyor!(kuşkusuz ki ortak sözcük ve ağızlar var-örneğin Ordu da Trabzon gibi örneğin çocuğa Uşak der) ..Tabi ilgi ederseniz Orta Karadeniz’de ki illerin şivesi birbirine yakındır. Zaten buda buraların ayrı bir bölge bulunduğuna işarettir. Örneğin Samsun-Ordu hem de AmAsya-Tokat şiveleri birbirine ana hatlarıyla benzerler. Ancak üç Karadeniz bölgesi arasında keskin ağız farkları var. Daha Kastamonu, Zonguldak, Artvin, Rize konuşmasından numune vermedik! Arada sırada komşu illerin bile konuşması benzerken(Ordu-Giresun gibi) birtakım durumlarda de hiç aynı değildir! Örneğin Trabzon yukarıyayadaki gibi konuşurken bir Rize tamamiyle değişik konuşur, üstelik onunda kendi içersinde üç ayrı ağzı bulunmaktadır, genel olarak S,C,H harflerine ağırlık sunar hem de beraber kullanır: Nere cidisen, Celin (Gelin) buraya ne vakit pakacağsun, Kocukari o evun içunda dilisim etdu (KOcakarı o evin içersinde tılsım yaptı) Ajluktan düşdu, çapuk evuna kaşti ) Oysaki bir Ege’de Muğla ile Kütahya birbirine uzak olmasına rağmen arada çok ciddi şive fakı yoktur, birbirine benzeşir. Hele komşu iller mesel Aydın-Muğla, İzmir-Manisa aynı gibidir.

Hele folklora bakalım: Örneğin cühela bir vatandaş tüm Karadenizi horon tepiyor zanneder. Ancak Trabzon’un horonu varken, Giresun’un karşılaması bulunmaktadır. Samsun ve Ordu çiftetelli benzeri-karşılama gibi oyunları davul-zurna ana enstrümanla oynarken, Rize horon teper ama tulumla oynar, Trabzon ve Giresun (omunda değişik horonları bulunmaktadır) horonu kemençe ile oynarken, Artvin tulumla oynar ama aynı Artvin yukarıyaya kesiminde atabarı oynar. Artvin atabarı oynarken Gümüşhane halay çeker, Sinop-Kastamonu-Bartın ise köçek oynar..

Peki, hani tüm Karadeniz Laz dı, hepsi horon teperdi? (Sinir oluyorum arkadaş!)

İnsan tabiatları bile değişikdır; söz gelimi Trabzon ve Rize insanı radikal-kabına sığmayan-uçlarda gezen-oldukça girişken insanlar iken Sinoplular rahat insanlardır, hem de diplerindeki Gümüşhane’nin bile sakin bir insanı bulunmaktadır. Samsun sahili biraz hoyrat iken Kastamonu’nun iç kesimi, AmAsya-Tokat Anadolu’dur, kalender insanı bulunmaktadır. Genel olarak doğu Karadeniz’in kültürü değişik, Orta Karadeniz’in ulusal kültürü değişik, Batı Karadeniz ise Marmara etkisinde tamamiyle değişik kültürde bir bölgedir. Peki, tüm Karadeniz asabi ve Laz dır?

Daha fazlası fark sayabilirim, örneğin bitki örtüsü Doğu Karadeniz de gürgen falanken Orta Karadeniz de Gürgen yanısıra Meşede yaygındır, Batı Karadeniz ise Çam ve Kesadetdir. Doğu Karadeniz çok dağlık iken, Orta Karadeniz daha eğimi düşük hem de kıyıda iki büyük içeride fazlası ufak ovaya sahiptir. Batı Karadeniz tamamiyle değişikdır, değişik bir dağlık yapısı bulunur, ama orda da düzlükler bulunmaktadır.

Gelelim şu Laz sorunsine..Şimdi en baştan Batı Karadeniz ve Orta Karadeniz’den başlayalım: Düzce’den çıkın Doğu Karadeniz’in başlangıcı olan Giresun’a kadar tek bir adet yerli Laz insana rast gelemezsiniz. Çünkü buralarda ulusal halk tamamiyle Türk’tür. Taa Malazgirt’ten itibaren Anadolu’nun fethine müteakiben Selçuklu kumandanları Tokat Niksar’a (Dikkat: Karadeniz’e 100 km. mesafede) gelmişler buralarda Danişment oğulları Devletini kurmuşlardır. Giresuna kadar olan bölge Türkiye Selçuklu Devleti sınırları amacıylae girmiştir. Onun yıkılmasını müteakiben Batı Karadeniz de Candaroğulları kurulmuş ki bu vakitte daha bize Laz diyen Bursalının Bursası Brisa adıyla bir Bizans şehridir. Yine bu vakitte Samsun-Ordu-Tokat yöresinde Canikoğulları denilen örneğin Niksar’dan Akkuş dahil Çarşamba ve Fatsaya kadar Taceddinoğulları, Ladikten Samsuna kadar Kubadoğulları, Ordu-Mesudiye doğrultusunda Bayramoğlları beylikleri bulunmaktadır ki öz be öz Türk Beylikleridir. Yani Malazgirt’ten sonra otuz yıl içersinde Batı ve Orta Karadeniz mekanları Türk hâkimiyetine geçmiştir. Yani bu şu demektir, buralar fethedilmiş ve buraya Türk-men halk gelip yerleşmiştir. Batı ve Orta Karadeniz Selçuklu devrini de sonuna kadar yaşadı. Türk-İslam kültürü yerleşti, kök saldı. İşte kalan tarihi eserle ortada..İki ay evvelce eski Türk tarih kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu ile görüştük, diyor ki; Orta Karadenize Samsun-Ordu kıyılarına hem de Giresun ve Trabzonun bir kısım yerlerine Oğuz (Türkmen) boylarından Çepni Türkmenlerinin 5200 çadır insan olarak gelip yerleştiğini belgelerde yazılı bulunduğunu söyledi. Zaten Batı Karadeniz’e fazlası Türkmen boyları yerleşmiştir. Orta Karadenizin iç kesimlerine de değişik Türkmen boyları gelmiştir. Ancak burada Cumhuriyetin kuruluşuna kadar tüm Anadolu’da bulunduğu gibi yerli rum ve Ermeni halkla beraber son dönemlere kadar uyum içersinde yaşamışlar, hem de bunlardan kuşkusuz ki Müslüman olanlar olmuştur. Ancak Tehcirle Ermeniler, Lozan anlaşmasıyla Rumlar gidince buralar tamamiyle Müslüman kalmıştır. Tabii 1864’den 1878’e kadar Batı ve Orta Karadeniz’e Ruslardan kaçan Müslüman Çerkezler ve Gürcüler gelip-yerleştirilmiştir. Zaten örneğin Marmara’da da Çerkez ve Gürcüler bulunmaktadır. Ancak batı ve Orta Karadeniz de fazlasınluk olarak halk (ırkçılık yapmıyor, Laz hadiseına açıklık getiriyoruz) Türk fazlasınlukludır. Örneğin Ordu %85 Türk, % 15 Gürcü’dür. Akkuş’un tüm köyleri Türk yalnızca bir köyü (Kabakulak) Gürcü’dür. Ancak bana Ordu’da bir adet yerli Laz gösteremezsiniz. Yerli halktan bir adet Lazca konuşan biri göremezsiniz. Örneğin bu hal Giresun’da da bu türdir. Ancak Cumhuriyet devresinde gelmiş-iş namacıylaiyle yerleşmiştir. Hatta dışarıdakiler bilmez, Orta Karadeniz de Balkanlardan gelme hayli mübadil ve muhacir bulunmaktadır. Samsunda 100 bin şahıs Yunanistan ve Bulgaristan mübadili yada muhaciridir. Bunların fazlası Türk’se de örneğin Arnavutlarda bulunmaktadır. Aynı Samsun’da Trabzon dışında en çok Trabzonlu yaşar. Bunların şiveleri toplumu yanıltmakta, işin içersinden çıkmak amacıyla kısaca Laz demektedirler. Bu şahıslarda Samsun dışına çıkınca gerçekte Trabzon kökenli amma dedesi-ebesi gelmiş, kendisi burada doğmuş-büyümüş, Samsunluyum diyor, ama ağız Trabzonlu konuşuyor, karşıdaki de haa bu Samsunlularda Laz diyor, olmuyor.

Gelelim Doğu Karadeniz’e..Bir defa Giresun un yarısı Ordu’da kurulan Bayramoğulları beyliğinin amacıylae esasen alınmış idi..1461 Doğu Karadeniz amacıyla dönüm noktasıdır. 15 Ağustos 1461’de bizzat nice zorluklarla geride bıraktığımız bir sefer sonucunda bizzat Fatih Sultan Mehmet doğrulusunda Trabzon Rum İmparatorluğuna son verilmiştir. Hemen peşinden Giresunun kalan yarısı, Rize de fethedilmiştir. Rum Devletinin ileri gelenleri buradan sürüldü. Giresun esasen bir hayli Türkleşmişti, bu tarihte Osmanlı Devleti her yeri fethederken yaptığı gibi buraya da Türk nüfus yerleştirdi, buraya ilgi buyurun: İlk etapta 1500 Rum aile buradan İstanbul’a (Fener-Balat) göçürülmüştür. Daha sonra fazlası defa buradan Rum halk Rumeline (Balkanlara) mecburi gönderilmiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver 828 numarada kayıtlı 1486 tarihli defterde yer alan verilere göre fethi takip eden ilk 25 yılde buradan altı büyük sürgün yapılmıştır. Genellikle Trabzon sur içi emniyet namacıylaiyle boşaltılmıştır. Bunların yerine Trabzon‘a Niksar, Sonusa, Lâdik, AmAsya, Bafra, Osmancık, İskilip, Çorum, Gümüş, Merzifon, Tokat, Samsun, Turhal, Zile, Gölcanik, Satılmışcanik, Kağala ve Vezirköprüden ilk etapta toplam 258 Türk ailesi gönderilmiş ve yerleştirilmiştir. Aynı şekilde Giresun ve Rize’ye de derhal derhal aynı yerlerden Türk-menler gönderilmiş, yerleştirilmiştir. Genellikle Giresun %90 nispetinde Türkleşmiştir. Bugün bir hayli Giresunlunun simasına bakınız, Türkmen bir simayı görürsünüz. Esasında bu yerleşmeleri Osmanlı Müslüman ahali diyerek, Müslümanlaştırmak amacıyla yerleştirmiştir. Anacak sorun Laz sorununu tanımlamak olunca işin etnik boyutuna girmek icap ediyor. İleriki yıllerde buraya yüzlerce-binlerce Türk aile gelip yerleşti. Yavuz sultan selim Trabzon Sama beyliği yaparken, oğlu Kanuni burada doğdu. Yavuz buradayken Rize’nin doğusunu, Artvin sahillerini, Batumu ve Kutaisi’yi (Gürcistan) fethetti. Buralara o sırada Şah İsmail’den kaçan ve kendisine sığınan Sünni Akkoyunlu Türkmen aşiretlerden binlerce insanı yerleştirdi. Bunlar bilhassa Rize’nin batısına yerleşti. Of-Sürmene yönüne Maraş tan gelip, yerleşen Türkler oldu.

Ancak Rize’nin doğusunun fazlası Laz kaldı. Artvin sahili de Laz kaldı. Artvinin orta kesimide Gürcüydü. Hem de burada Müslüman olmuş Ermeni kökenli denilen Hemşinlilerde yaşamaktaydı. Trabzon’da Rum halk azalsa da bir hayli yerli Rum tekrar kaldı. Yani tüm bu insanlar Hıristiyan ve Ortodoks’dular. Ancak buraya yerleşen içten Müslümanlar, Dervişler bu insanları vakit içersinde etkiledi ve vakitle Laz’ların, Hemşinlilerin, Gürcülerin hepsi, Rumların bir alanı İslamiyeti kabul ettiler. Tabii Osmanlının son yıllerinde bilhassa bu Rumlar Pontus-Rum Devleti kurma hayaliyle Büyük devletler-Yunanistan ve Fener Rum Patriğinin desteği sayesinde ayaklanınca tamda I.Dünya savaşında Ruslarda Trabzon ve Rize’yi işgal edince bunlara gün doğdu. Hele Samsun’da ki Rumlar daha büyük çeteler kurdular. Ordu-AmAsya ve Tokatta bile terör estirdiler. (Akkuş’ta Rum Sirop çetesi) Ancak Karadeniz’in en büyük Kuvay-ı Milliyecisi Giresunlu Topal Osman Ağa, Trabzonlu Necati Hoca ve başka Türk çeteleri yeni kurulan Türk Ordusundan da destekle Doğu ve Ota Karadenizi Rum çetelerinden temizlediler. Sonra Cumhuriyet kurulunca Lozan Anlaşmasıyla Karadeniz ve tüm Anadolu’dan Rumlar Yunanistan’a gönderildi, oradaki Türkler (Batı Trakya hariç) Anadolu’ya getirildi. Ancak Trabzon’da ki Rumların yarısı Müslüman olmuştu. Bunların bugün torunları yaşamaktalar, bilhassa Trabzonun yukarıyaya ve doğu kesimindeki ilçelerde yaşarlar, kendilerine Rum demezler ama babam, dedem, amcam Rumca konuşur bende biraz bilirim derler. Müslüman olmuş, Türk kültüründen de etkilenmiştirler. Zaten simaen değişikdırlar, Bizans fresklerindeki şahıslara benzerler.(Adamın nesli sülalesi Müslüman olmuş, ne güzel, Rum olsa ne olur?)

Rize’nin doğusu ise Müslüman Laz ve Müslüman Hemşinlidir. İngilizce gibi çok değişik dilleri bulunmaktadır. Ancak Lazların ekseriyetle yaşadığı şehirler Pazar, Arhavi ve Hopa’dır. Örneğin Kazım Koyuncu gerçek Laz’dı. Osmanlı devleti bir imparatorluk hüviyetinde olmasından bizim Cumhuriyet devresi korkularını yaşamamış, Laz’a Laz, Kürt’e Kürt demiş, onların kültürel özgürlüklerini kısıtlamamış, bu türlikle gerçek Laz, gerçek Kürt ortada olmuştur. Örneğin Kürtlerin yoğun bulunduğu bölgeye Kürdistan derken, Lazların yoğun bulunduğu bölgeye Lazistan denmiştir. Lazistan günümüz Rize ve Artvin sahilini amacıylae alan yöreydi ve bir samatı. Trabzon eyaletine bağlıydı. Dikkat edin namacıyla Trabzon eyaleti demişte Lazistan dememiş, gayet khadise onu anlatıyoruz, Trabzon Laz değil de ondan! 1873 tarihli Osmanlı kayıtlarına göre Lazistanın nüfusu 9205 hanede yaşam sürdüren 55.350 şahıstan ibarettir. Bugün 5 katı artmış olsa Türkiye’deki toplam Lazların nüfusu 250 bin seviyesinde şahıs olur. Oysaki Rize vilayeti 2011 nüfusu 320 bindir, bu Lazların hepside Rize’de yaşamaz, şartlar namacıylaiyle İstanbul, Ankara’da falan binlerce yaşam sürdüren Laz insan bulunmaktadır. Laz zannedilen Trabzon vilayetinin nüfusu tek başına aşağı yukarıyaya 900 bindir. Buna dışarıda yaşam sürdüren Trabzonluları dâhil edersen bu rakam 1,5 milyonu aşar. Bu bile Lazların ne kadar azınlık bir etnik takım bulunduğunu gösterir. Zaten bugün Laz’ların nüfusu da incelemelerde şahıs beyanına dayalı 200 bin seviyesindedır. Konda şirketinin 1993 İstanbul tetkiksında ‘’Ben Lazım’’ diyenlerin seviyesi %4.28’dir.

Kısacası bugün Ordu, Giresun Türk, Trabzon Türk ve Müslüman Rum, Rize Müslüman Laz, Türk ve Hemşinli, Artvin Türk, Laz ve Gürcü etnik dağılımda illerimizdir. Samsun göç almış, fazlası etnik grubun beraber yaşadığı (Türk fazlasınluklu, Çerkes, Gürcü, Laz, Mübadil Türk ve Arnavut, Kürt) bir şehirdir. Elbette Ordu’da da Gürcüler bulunmaktadır, tıpkı Bursa’da, Balıkesir’de bulunduğu gibi..Diyarbakır’da bize’’bunlar Laz uşağı’’ diyen seyyar ciğerciye arkadaşımızın anlattığı gibi, Balıkesir’de anlattığım gibi, Edirne’de dolmuş şoförüne ‘’Orduyu ne bilirsiniz?’’ yanıt:Laz gelince, Ordu’nun Laz olmadığını anlattığım gibi bu yazıyla da geniş ve biraz bilimsel olarak anlattık. Şimdi bir akrabam muhacirlerden konuşurken onlara Bulgarlar dedi. Bulgaristan’dan gelenleri Müslüman Bulgar zannediyor..onlar Bulgar olmadığı gibi Karadenizlilerde Laz değildir, Lazlarda Karadeniz de azınlıktır.

İnsanlarımız dışarıda ortalama Doğu Karadeniz şivesini konuşan herkesi Laz zannediyor. Gücistan Batum’da otururken yanımıza biri geldi, amacıylaizde Laz olan var mı dedi, Trabzonlu iki şoförümüz biz Lazız dediler, o durumda Lazca konuşalım dediler onlarda bizim ayrı bir dilimiz yok, dediler. İşte herkes onlara Laz deyince adamlar da kendini Laz zannediyor-kabul ediyor, amma Lazca diye Fransızca gibi ayrı bir dil olan dili bilmiyor, zira Laz değil! Zaten bugün Demokrasi var, işte Türkiye’de konuşulamayanlar konuşulur oldu, gidin Trabzon da tetkik yapın, kendisine Laz diyen adam %5’den çok çıkarsa aşaması değiştiririm. Zaten tüm incelemeler bunu gösteriyor, Türkiye’de Laz’ların nüfusu en çok 250-300 bin şahıs, nerede öyle milyonlarca şahıs..Amma vatandaş milyonlarca Laz var zannediyor. Ancak bu işin bir suçlusu da Trabzonlular, takdir ediyorum ki Türkiye’nin en girişken insanları olan ve her gittiği ilde tutunan-varlık sahibi olan, bugün Türkiye çapında yüzlerce-binlerce yetişmiş-zengin ve sanayide-ticarette-siyasette-bürokraside söz sahibi olan Trabzonlular gittikleri her yerde Trabzon ağzı ile konuşup, horon tepib, birde biz Karadenizliyiz ve birtakımları da biz Lazız deyince herkes tüm Karadenizliyim diyenleri bu tür konuşan-horon tepen-Laz zannetti. Halbuki diyecekleri gayet khadise: Biz Doğu Karadenizliyiz, bundan sonra bu tür deyin ey Rizeli, ey Trabzonlu, Ey Hopalılar!

Hala da anlamayan varsa gitsin kendisine zekâ testi yaptırsın. Bu arada katiyen amacımız Türkçülük, Irkçılık olmayıp, soruni açıklığa kavuşturmaktı ve zannediyorum sorun anlaşılmıştır.

Bir yorum yaz